![]()
Biz meseleye “Kan Akmasın Umudu” üzerinden bakarken, PKK ve ardılı bu psikolojiyi nasıl okuyor? Nasıl kullanıyor? Ne kazanıyor ve daha neler kazanmanın peşinde?
Toplumun kan akmasın özlemi, en kıymetli ortak duygularımızdan biri. Ancak tarih gösteriyor ki, PKK terör örgütü bu tür toplumsal beklentileri çatışmayı bitirmek için değil, siyasi ve stratejik hedeflerine ulaşmak için kullandı; bugün de kullanmaya çalışıyor.
Bu nedenle sorumluluğumuz; terör örgütünün sinsi siyasetine, manipülasyonlarına ve algı operasyonlarına karşı toplumu uyarmaktır.
PKK ve ardılı, silahlaştırdığı “kan akmasın” umudunu insani bir mesele olarak görmüyor; bunu terör stratejisinin en önemli manivelalarından biri olarak değerlendiriyor. Amacı; silah ve terör yoluyla elde edemediği kazanımları, jeopolitik ortamın sunduğu fırsatlar ile barış beklentisinin oluşturduğu psikolojik ve siyasi atmosferden yararlanarak elde etmektir.
Bu süreçte öncelikle kendisini meşrulaştırmaya; otorite ve Kürtlerin temsilcisi olarak kabul ettirmeye, elebaşına ve örgüt mensuplarına siyasi ve hukuki statü kazandırmaya, devleti yıpratmaya, toplumda güven ve onur bunalımı oluşturmaya, yandaşlarına sözde bir siyasi zafer ve psikolojik üstünlük sunmaya, ulusal ve uluslararası zeminde kendisini “çatışmanın tarafı” olarak kabul ettirmeye çalışıyor. Bunun yanında, resmî dil, mahallî idari düzenlemeler veya özerklik tartışmaları gibi başlıklar üzerinden ayrışmayı derinleştirecek yeni siyasi alanlar açmayı hedefliyor.
Ve mesele sadece bunlarla da sınırlı değil. Özellikle askerî bakımdan ağır baskı altına alındığı, taarruz ruhu süreci ve Pençe Harekâtları sonrasında çözülme ve çöküş emarelerinin belirginleştiği bir dönemde, “barış” söylemi üzerinden güvenlik baskısını azaltan, zaman kazanan, yeni konumlanmalar ve yığınaklar için elverişli zemin oluşturan, siyasi ve silahlı hareket alanını farklı yöntemlerle genişletmeye çalışan bir strateji izlediği görülmelidir. Gerçek amacı, örgütsel varlığını tasfiye etmek değil; şartlara göre dönüştürerek, geliştirerek ve elverişli şartlar oluştuğunda yeniden tahkim ederek sürdürmektir.
Bölgesel jeopolitiğin sunduğu fırsatlar da bu stratejinin önemli bir unsurudur. PKK ve ardılı, yalnızca kendi hedefleri doğrultusunda değil; bölgesel güç mücadeleleri içinde kendisine alan açan aktörlerin çıkarlarıyla da örtüşen pozisyonlar üretmeye çalışmaktadır. Böylece yerel bir terör örgütü olmanın ötesinde, bölgesel jeopolitiğin kullanışlı aparatlarından biri olma niteliğini korumayı hedeflemektedir.
Suriye’de, Irak’ta ve İran’a yönelik geliştirdiği pozisyonlar bunun en açık göstergeleridir. Bugün örgütün değerlendirilmesi gereken kapasitesi yalnızca Türkiye sınırları içinde tükenmiş silahlı varlığı, siyasi ve sosyolojik manipülasyonları değil; sınır ötesinde oluşturduğu siyasi, silahlı, narkoterör, lojistik ve jeopolitik ağdır.
Burada dikkat edilmesi gereken temel hususlardan biri de şudur: Barış umudu ile stratejik taviz birbirine karıştırılmamalıdır. Silahların susması elbette herkesin arzusudur. Ancak silahların susması adına, terörün yıllardır ulaşamadığı hedeflere farklı yöntemlerle ulaşmasına ve jeopolitik bir tehdide dönüşmesine imkân sağlayabilecek adımların doğuracağı sonuçlar da aynı soğukkanlılıkla değerlendirilmelidir.
Nitekim örgüt, silah bırakacağını değil; yalnızca silahlı eylemleri durduracağını, onun da şimdilik olduğunu, bizzat elebaşları aracılığıyla ifade etmiştir. Bu ayrıntı, sürecin mahiyetini anlamak bakımından göz ardı edilmemelidir.
Dolayısıyla mesele; “kanın akmasına engel olmak” değildir. Asıl mesele; kanın sonradan oluk oluk akmasına engel olacak şekilde, barış arzusunun manipüle edilmesine, kamuoyunun vicdani beklentisinin stratejik bir baskı aracına dönüştürülmesine ve bu zeminden yeni siyasi ya da jeopolitik kazanımlar üretilmeye çalışılmasına karşı dikkatli olmaktır.
En büyük risk ise, “şimdilik silahın susması” ile “tehdidin ortadan kalkmasını” aynı şey sanmaktır.
Silah bugün susabilir; ancak Suriye’deki, Irak’taki ve İran’daki örgütsel varlık daha tehlikeli bir nitelik kazanmış, jeopolitik denklemin ayrılmaz bir parçasına dönüşmüşse; örgütün ideolojisi, stratejisi, örgütsel ağı, finans kaynakları, uluslararası narkoterör yapılanması, propaganda kapasitesi ve nihai hedefleri varlığını koruyorsa, mücadele sona ermiyor; yalnızca biçim değiştiriyor ve daha karmaşık, daha uzun soluklu, çok katmanlı ve daha tehlikeli bir safhaya evriliyor demektir.
Gerçek ve kalıcı çözüm; jeopolitik türbülansın ve dış baskıların gölgesinde yürütülen pazarlıklarla değil, söz verildiği gibi kayıtsız ve şartsız silah bırakılması, bunun hiçbir siyasi tavizle ilişkilendirilmemesi, terörün Irak, Suriye, İran ve narkoterör ayakları dâhil bütün uzantılarıyla birlikte etkisiz hâle getirilmesi, milletin, 42 yıllık mücadele onurunun, vicdani ve ahlaki üstünlüğün ve hukukun üstünlüğünün korunması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği ile üniter devlet yapısının tartışma konusu yapılmaması üzerine inşa edilebilir.
Saygılarımla
Abdullah Ağar
İlgili iki yayınım 👇
Sözcü TV:
https://youtu.be/Q4mOjZwkED4?si=yoZkAqlpfD-gkqmO
MK TV:
https://www.youtube.com/live/XjHdS1OLzQw?si=zE1PDhZzW7jP48df
Subyekt.az