![]()
Tarihte bazı devlet adamları vardır ki görev sürelerinin uzunluğuyla değil, tarihin istikametini değiştirmeleriyle hatırlanırlar.
Yavuz Sultan Selim bunlardan biridir.
Vefatının 506. yılında Yavuz Sultan Selim Han’ı kendi adını taşıyan İstanbul’daki camide rahmetle yâd ettik. İstanbul Valimiz Sayın Davut Gül ve İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürümüz Sayın Hüseyin Keskin başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Yavuz Sultan Selim’in mirasına büyük zaferlerinin yanı sıra bugünün dünyasına verdiği mesajlar açısından da bakmak gerekiyor.
Çünkü, onun hikâyesinde bugünün Türkiye’si için hâlâ geçerli çok önemli bir kavram var:
Stratejik öngörü.
1512 ile 1520 arasında hükümdar olduğu o sekiz yıl, Osmanlı Devleti’nin sadece sınırlarını genişletmekle kalmadı. Osmanlı Devleti’nin stratejik ufkunu, bölgesel ağırlığını ve dünya siyasetindeki konumunu değiştiren önemli bir devlet adamı oldu.
Tarih kitaplarında Yavuz Sultan Selim denildiğinde genellikle sert mizacı, savaşçılığı anlatılır.
Oysa bu portre eksiktir.
Zırhın altında başka bir Yavuz daha vardır:
Şair bir Yavuz…
Farsçayı şiir yazacak ve bir Divan bırakacak kadar iyi bilen; Arapçaya aşina, tarihe meraklı, âlimlerle sohbet eden, devlet meselelerinde onların görüşlerini almaya önem veren; okumaya ve öğrenmeye öncelik tanıyan bir hükümdar.
Mısır’dayken İbn Tağrîberdî’nin tarihini Kemalpaşazâde’ye tercüme ettirmesi, tarih kitaplarına duyduğu ilgi ve Farsça şiirlerinden oluşan bir Divan bırakması tesadüf değildir.
Yavuz’u doğru anlayabilmek için ayrıca kalemine de bakmak gerekir. Yalnızca kazandığı meydanlara değil, okuduğu kitaplara da…
Çünkü büyük stratejiler, büyük ordulardan önce güçlü bir zihinsel hazırlığın ürünüdür.

Bir kaftanın beş asırlık hikâyesi
Yavuz’un âlime verdiği değeri anlatan meşhur bir rivayet vardır.
Bir seferi sırasında Kemalpaşazâde’nin atının ayağından sıçrayan çamur, Yavuz Sultan Selim’in kaftanını kirletir. Kemalpaşazâde mahcup olur. Rivayete göre Yavuz, bir âlimin atından sıçrayan çamuru kendisi için şeref kabul eder ve çamurlanan kaftanın ölümünden sonra sandukasının üzerine örtülmesini vasiyet eder.
Bu hikâye, Yavuz Sultan Selim’in sert mizacı kadar ilme duyduğu hürmetin de hafızalarda kalmasını sağlamıştır.
İlginçtir ki o kaftanın hikâyesi, beş asır sonra yeniden Türkiye’nin gündemine gelecektir.
2000’li yıllarda kaftanın ABD’ye götürülmesine yönelik girişimlerde bulunulduğuna ilişkin çeşitli tanıklıklar kamuoyuna yansıdı. Dönemin Yavuz Sultan Selim Camii imamı Bahattin Çörek, 2004–2005 döneminde kendisine kaftanın ABD’ye götürülerek Fetullah Gülen’e gösterilmesi yönünde bir talep iletildiğini yıllar sonra anlattı. Kültür ve Turizm eski Bakanı Sayın Mahir Ünal da kendi bakanlığı döneminde kaftanın restorasyon gerekçesiyle ABD’ye götürülmek istendiğini ve buna izin vermediğini kamuoyuna açıkladı.
Asıl hedefleri ve gerçek niyetleri artık herkes tarafından anlaşılan FETÖ’cülerin, 15 Temmuz’un başarılı olması durumunda ruhani liderlerine bu kaftanı giydirip, ülkeye getirerek sembolik bir meşruiyet unsuru olarak kullanılmayı amaçladıkları yönünde iddialar o günlerde gündeme getirildi.
15 Temmuz sonrası, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla o kaftan ülkemizde restore edilerek Yavuz Sultan Selim’in vasiyetine uygun olarak ziyaretçilerin de görebileceği, güvenliği sağlanmış bir şekilde sandukasının üzerine yerleştirildi.
Bu iddiaların ayrıntılarından bağımsız olarak ortaya çıkan tablo bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Tarihî miras, müzelerde korunacak eşyadan ibaret değildir. Tarihî semboller aynı zamanda milletlerin hafızasıdır. Ve bu hafıza zaman zaman siyasi amaçlarla istismar edilmek istenebilir.
Tarihimize sahip çıkmak, geçmişi korumak kadar geçmişin istismar edilmesine karşı uyanık olmayı da gerektirir.

Sekiz yılda değişen imparatorluk
Yavuz Sultan Selim’in sekiz yıllık hükümdarlığı Osmanlı tarihinin en hızlı jeopolitik dönüşümlerinden birine sahne oldu.
1514’te Çaldıran’da Safevî hükümdarı Şah İsmail’i mağlup etti. Ardından Mercidâbık ve Ridâniye zaferleriyle Memlük hâkimiyetine son verildi; Suriye, Filistin ve Mısır Osmanlı yönetimine girdi. Hicaz’ın Osmanlı hâkimiyetine katılmasıyla Osmanlı sultanlarının İslam dünyasındaki siyasi ve dinî ağırlığı da önemli ölçüde arttı.
Yavuz, oğlu Kanuni Sultan Süleyman’a hazinesi güçlü, ordusu disiplinli ve stratejik ufku genişlemiş bir devlet bıraktı.
Kanuni de babasının açtığı bu stratejik alanı kullanarak Osmanlı’yı dünya siyasetinin merkezî güçlerinden biri haline getirdi.
Ancak Yavuz’un büyüklüğünü yalnızca fethettiği toprakların büyüklüğüyle ölçmek eksik olur.
Asıl mesele, haritaya nasıl baktığıdır.
1514’te Çaldıran’da Yavuz’un karşısında büyük bir devlet vardı.
Fakat bu mücadeleyi yalnızca iki hükümdar veya iki devlet arasındaki bir savaş olarak okumak yetersizdir.
Çünkü dünya büyük bir dönüşümden geçiyordu.
Avrupalı denizci güçler yeni ticaret yolları keşfediyor, Portekiz Hint Okyanusu’na açılıyor, Basra Körfezi ve Hürmüz üzerinden Doğu ile Batı arasındaki ticareti kontrol etmenin yollarını arıyordu.
Mesele yalnızca kimin hangi toprağa hâkim olacağı değildi.
Mesele, ticaret yollarına, enerji ve servet akışına ve dünyanın stratejik geçiş noktalarına kimin hâkim olacağıydı.
İşte burada tarih ile bugün arasında dikkat çekici bir paralellik ortaya çıkıyor.
Beş asır sonra yine Hürmüz
Aradan beş asırdan fazla zaman geçti.
İmparatorluklar ortadan kalktı.
Devlet yapıları değişti.
Yelkenli gemilerin yerini dev tankerler ve savaş gemileri; kılıçların ve topların yerini füzeler, insansız hava araçları ve siber sistemler aldı.
Ama coğrafyanın stratejik mantığı aynı hızla değişmedi.
Bugün dünyanın gözü yine Hürmüz Boğazı’nda.
Basra Körfezi’ni açık denizlere bağlayan Hürmüz, dünya enerji güvenliğinin ve küresel ticaretin en hassas geçiş noktalarından biri olmayı sürdürüyor.
Beş asır önce baharatın, ipeğin ve Doğu ticaretinin güzergâhları konuşuluyordu.
Bugün petrolü, doğalgazı, enerji güvenliğini ve küresel tedarik zincirlerini konuşuyoruz.
Aktörler değişiyor. Teknoloji değişiyor. İttifaklar değişiyor. Ama coğrafyanın stratejik hafızası kolay kolay değişmiyor.
Hürmüz’de yaşanan gelişmeler, Yavuz Sultan Selim’in devlet adamlığını yeniden düşünmeye değer kılıyor.
Yavuz, Anadolu’nun güvenliğini yalnızca Anadolu’nun sınırları içinde düşünmedi.
Doğudaki Safevî gücünü takip etti. Güneyindeki Memlük coğrafyasını okudu. Mısır’ın, Kızıldeniz’in ve Hint Okyanusu’na uzanan ticaret ve güç mücadelesinin önemini gördü.
Bugün Türkiye de haritaya geniş bir perspektiften bakmak zorunda.
Elbette Türkiye Cumhuriyeti 16. yüzyılın Osmanlı Devleti değildir. 21. yüzyılın uluslararası sistemi de Yavuz’un dünyasından tamamen farklıdır.
Tarih birebir tekerrür etmez.
Ama coğrafya, devletlere bazı kalıcı sorumluluklar yükler.
Türkiye’nin güvenliği ve refahı yalnızca kendi sınırları içerisinde yaşananlardan ibaret değildir.
Karadeniz’de yaşananlar Türkiye’yi etkiliyor.
Kafkasya’da yaşananlar Türkiye’yi etkiliyor.
Doğu Akdeniz’de yaşananlar Türkiye’yi etkiliyor.
Basra Körfezi’nde ve Hürmüz’de yaşananlar da Türkiye’yi etkiliyor.
Çünkü Türkiye dün olduğu gibi bugün de Doğu ile Batı’nın, Kuzey ile Güney’in kesiştiği stratejik bir coğrafyada bulunuyor.
Bu coğrafya bazen büyük riskler doğurur; fakat aynı zamanda Türkiye’ye çok önemli stratejik imkânlar sunar.
Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye’nin izlediği dış politika da güvenlikten enerjiye, ticaret yollarından diplomasiye kadar giderek genişleyen bu stratejik coğrafyanın gerçeklerini dikkate almak durumundadır.
Yavuz Sultan Selim’in hayatından bugüne taşınabilecek ders de tam burada ortaya çıkıyor:
Dünyaya yalnızca bugünün krizleri üzerinden bakmamak…
Tehditleri kapımıza geldikten sonra değil, henüz uzaktayken okuyabilmek…
Ve bunu yaparken yalnızca askerî güce değil; bilgiye, diplomasiye, ekonomiye ve devlet aklına dayanmak.
Büyük devletler, olası krizleri kapılarına gelmeden görürler.
Vefatının 506. yılında Yavuz Sultan Selim Han’ı rahmetle yâd ederken onun hayatından çıkarabileceğimiz belki de en güncel ders budur:
Tarihi doğru okumak, geçmişi anlamak kadar, geleceği daha erken görebilmektir.
***
Egemen Bağış,
Büyükelçi, eski AB bakanı ve Baş müzakereci
Subyekt.az