![]()
TBMM’ne sunulan yasa tasarısından anlaşılabildiği kadarıyla süreç pratikte şöyle işleyecek:
1. Aşama: Tespit
Önce TSK, MİT ve diğer güvenlik mekanizmaları PKK/KCK terör örgütünün;
* Tüm örgütsel yapılarıyla fiilen sona erdiğini (her hâlde var olduğu tüm coğrafyalarda),
* Silah ve mühimmatını teslim ettiğini,
* Örgütsel faaliyetlerini bitirdiğini tespit edecek.
2. Aşama: Teyit
Bu tespit doğrudan hukuki sonuç doğurmayacak. Ardından Millî Güvenlik Kurulu (MGK) bu tespiti değerlendirip teyit edecek. MGK kararının ardından süreç resmen başlayacak.
3. Aşama: Başvuru
MGK kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını izleyen 6 ay içinde kapsama giren teröristler başvuru yapabilecek.
4. Aşama: Adli Süreç
Başvurular otomatik kabul edilmeyecek. Dosyalar; Cumhuriyet Başsavcılıkları, ilgili mahkemeler ve infaz hâkimlikleri tarafından tek tek incelenecek.
5. Aşama: Erteleme
Uygun görülen kişiler için soruşturma ve kovuşturmalar ile kesinleşmiş cezaların infazı 5 veya 10 yıl ertelenecek. Bu süre içinde yeni suç işlenmezse dosya düşecek veya ceza infaz edilmiş sayılacak.
6. Aşama: İzleme
Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığındaki yürütme kurulu ve TBMM’de kurulacak 17 üyeli İzleme Komisyonu süreci izleyecek.
Bu temel başlıklarla ilgili pek çok analiz yapılabilir.
Ama bu analizin konusu çok daha başka, çok daha farklı bir ölçektir.
Çünkü mesele sadece TBMM’de görüşülen bir kanun değildir.
Asıl soru şudur: PKK’nın Türkiye’deki silahlı kapasitesi büyük ölçüde gerilemiş olsa da, Suriye, Irak ve İran’daki jeopolitik ve silahlı varlığı devam ederken, yalnızca Türkiye’de yürütülecek hukuki bir süreç örgütün gerçekten silahsızlanmasını ve tasfiyesini sağlayabilir mi?
Hadi başlayalım…
//
Eğer silah bırakmayacak bir örgüt, “silah bıraktı” algısı üzerinden pazarlanmayacaksa (-ki ilgili güvenlik mekanizmalarının bunu yapacağını hiç mi hiç sanmıyorum-) örgüt silah bırakmayacaktır.
Bunu yalnızca terör örgütü değil, coğrafyanın kendisi de söylüyor.
Elebaşları; “Biz hiçbir zaman silah bırakacağımızı söylemedik, silahlı eylem yapmayacağımızı (o da şimdilik) söyledik.” diyorlar. (Duran Kalkan)
Hatta yeni nesil silah kabiliyetleriyle Türkiye’yi tehdit ediyor, gözdağı veriyorlar. (Murat Karayılan)
Ve sahadaki silah bırakma emaresi göstermeyen silahlı varlıkları; Doğu-Kuzeydoğu Suriye’de, Irak’ta (Gara-Kandil-Asos-Sincar-Mahmur-Germiyan-Keler-Halepçe-Kerkük ve bazı İlçeleri) ve İran’da (Zagroslar, İlam, Kirmanşah, Hewreman) varlığını koruyor.
Bu temel gerçeklikler…
Silah bırakmanın PKK açısından gerçek anlamda örgütsel çöküş anlamına gelecek olması…
IŞİD tehdidi gibi maske mazeretler…
Örgütü kullanan küresel ve bölgesel aktörlerin niyetleri…
Ve en önemlisi jeopolitik türbülans ile örgütün çoklu aparat ve kaldıraç işlevi…
Gerçekten mucizevi-olağanüstü bir şey olmazsa aranan ve umulan tasfiye ve silah bırakma eyleminin gerçekleşmesine izin vermeyecektir.
Bütün bunları Türk Devleti’nin bilmemesi, öngörmemesi mümkün mü?
Kesinlikle değil.
O zaman olan nedir?
“Merkezinde “Zaman” olan siyasi ve jeopolitik bir oyun…”
Bu; siyasi-ideolojik ikbal ve dogmaların da karıştığı, merkezinde zamanın bulunduğu çok katmanlı jeopolitik bir oyundur.
//
Görebildiğim ve öngörebildiğimle; Türkiye’deki karar vericilerin zaman hesabı:
* Kan akmasın. (Nitekim süreç başladığından beri kan akmıyor. Bunun kamuoyunda oluşturduğu ihtiyatlı iyimserlik ve süreci üretenlerin bu konudaki söylevleri bunu ortaya koyuyor.)
* Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın dile getirdiği 2,3 trilyon dolarlık terör faturasından sonra bazı güvenlik harcama kalemlerinde nefes alma imkânı doğmuş olabilir.
* Türkiye’nin jeopolitik gücünün terörle mücadele alanlarına angaje olması,
* Türkiye’nin güvenlik paradigmalarının değişmesi,
* Jeopolitik türbülans o kadar güçlü ki; baskılar, tehditler, şantajlar ve dayatmalar karşısında zamana oynayarak önünü görme ve terör tarafından manipüle edilmeme düşüncesi ağırlık taşıyor olabilir.
* Değişen ve gerilen jeopolitik ortamda çeşitli küresel ve bölgesel aktörler/ağlar tarafından kullanılan KCK/PKK’nın; oyuna sert giren bazı aktörler başta daha derin ve etkin kullanılmasını engellemeye yönelik bir arayış,
* Bu konuda polemiğe girmeyeceğim; ancak Terörsüz Türkiye sürecinden ve siyasi-adli operasyonlardan siyasi gelecek inşa edilmeye çalışıldığını yazan ve söyleyenler de var.
//
Şimdi de görebildiğim ve öngörebildiğimle; PKK’nın zaman hesabı:
* Süreçle birlikte çok büyük bir rahatlama alanı elde etti.
* Türkiye içinde Taarruz ruhu ile, Suriye ve Pençe harekâtlarının baskısıyla çözülme ve çöküş sürecine girmişken üzerindeki Türkiye baskısı önemli ölçüde ortadan kalktı.
* Artık üzerinde çözülmeyi derinleştirecek askerî baskı yerine gözlem ve süreç yönetimi bulunuyor.
* Çok yıpranmıştı. Belirsizlikler artmıştı. Özellikle Suriye’de farklı jeopolitik kamplarla kurduğu ilişkileri tek bir modele dönüştürmesi gerekiyordu.
* Hamas’ın İsrail baskını sonrasında şekillenmekte olan jeopolitik ortam; PKK ve istismar ettiği Kürt dosyasına etki eden aktörlerin inisiyatiflerini ve pozisyonlarını yeniden şekillendirmeye başladı.
* Silah ve terör yoluyla elde edemediği kazanımları küresel ve bölgesel ağ destekleri, siyaset, algı, manipülasyon yollarıyla elde etme fırsatı ortaya çıktı. Terörün stratejik denge ve taarruz safhalarındaki bedeli ödemeden; stratejik savunmadan direk siyasi derinleşmeye geçiş fırsatı avuçlarını ovuşturuyor.
* Yeni alanlar, pozisyonlar, bağlantılar, kabiliyetler arayışı ortaya çıktı.
* Farklı bir forma evrilirken, yeni ortaklıklar kurarken, yeni angajmanlar üretirken, yeni alanlara yönelirken, yeni kabiliyetler ve statüler ararken “stratejik oyalamaya” ihtiyaç duyuyor.
* Bunlarla birlikte uluslararası meşruiyet üretmek ve devletleşme zeminini zamana yaymak da örgütün öncelikleri arasında görünüyor.
///
Şimdi silah bırakması ve tasfiyesi umulan ülkeleri tek tek çalışalım:
SURİYE:
Temel iki referansım şunlardır:
– 2019 Barış Pınarı Harekâtı,
– 2025-2026 Şam Güçlerinin bütün Arap havzasını ele geçirdikten sonra Haseke önlerinde durması.
Barış Pınarı Harekatı öncesinde Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan harekat hedefini; “Kürt etnik kimliğinin PKK tarafından istismar edildiği, güç tuttuğu ve yuvalanma merkezleri olarak kullandığı Aynel Arap-Kamışlı-Amude-Kahtaniye-Derik-Derbesiye’yi de içene alacak ve PKK’yı Arap havzasına iterek boğulmasını sağlayacak şekilde” 432 km genişlik-30 km derinlik olarak ilan etmiş, ancak ABD-Trump (Türkiye’ye gönderdiği Pence ve Pompeo) ekseniyle yapılan müzakerelerle birlikte süreç; harekatın Arap ağırlıklı Resulayn ve Tel Abyad arasında 130 km genişlik-30 km derinlikte yapılmasıyla sonuçlanmıştı.
Ekim-2025 / Ocak-2026 arasında Şam’a bağlı güçlerin Halep’ten başlayarak Fırat’ın doğusuna yaptığı harekatta da benzer bir akıbetle karşılaşıldı. PKK, kuvvet kaptırmadan hibrit Haseke dahil Kürt ağırlıklı havzaya çekildi ve Şam güçleri Haseke önlerinde durdu.
Her iki olayda da ABD’nin müdahalesiyle Suriye’deki PKK’nın imhadan kurtulduğu ve Kürt nüfusun yoğun olduğu sahada varlığını muhafaza ettiği görülüyor.
Böylece Suriye’de Terör örgütü PKK;
– Suriye’de yapısal bütünlüğünü,
– Silahlı terör gücünü,
– Emir-komuta zincirini,
– Kimyasını, emellerini, hedeflerini,
– Tünellerini ve tahkimatını,
– Bağlantılarını ve himaye ağını,
– Kontrolü altındaki sınırlarda ve sınır kapılarında kontrolünü, özellikle Derik-Şimelka hattını elinde tutmayı başardı.
– Ülke aşımı hareket kabiliyetini güçlendirerek devam ettirdi.
– Hatta Suriye devletinin makamlarına, yetkilerine, unvanlarına, rütbelerine ve kimliğine kavuşarak idari ve özerk yapısını güçlendirme-meşrulaştırma süreçlerine devam ediyor.
Son kertede;
SDG’ye bağlı dört tugay “yapısal bütünlüğünü koruyarak” Suriye ordusuna entegre edildi. Her biri ortalama 2.000 YPG/PKK’lıdan oluşan 3 PKK tugayı Haseke, Kamışlı ve Derik (60. Tümen bünyesinde) ile bir tugay Kobani/Ayn el-Arab (Halep’e bağlı 72. Tümen bünyesinde).
Bunlar SDG/PKK’nın Suriye’deki 60.000’den oluşan silahlı yapısının sadece % 15-20’lik parçası. Diğerlerinin akıbeti ve ne kadarının Irak ve İran’a geçtiğine dair net bir bilgi yok!
Bölgedeki PKK/SDG kontrolü altındaki yerel yönetim merkeziyetçi sistem içinde özerkliğini korumaya devam ediyor.
PYD artık Şam’da açık şekilde faaliyet gösterebiliyor.
Haseke Valiliği, Savunma Bakan Yardımcılığı ve Doğu Bölge komutanlığı başta pek çok idari ve silahlı makam PKK/SDG’nin elinde…
O zaman soralım: “Suriye’deki bu tablo gerçek bir tasfiye ve silahsızlanmaya mı, yoksa farklı bir statü değişimine mi işaret ediyor?”
Bu koşullarda; Türkiye’de TBMM’ye sunulan ve geçecek yasa ile Suriye’deki PKK/YPG/PYD/SDG’nin silah bırakacağını ve tasfiye olacağını düşünebilir misiniz?
///
IRAK
Sembolik silah bırakmaktan başka silah bırakmaya dair en ufak bir emare yok.
Ama yer değiştirme çok.
Silahlarıyla birlikte;
– Özellikle Asos dağı üzerinden Doğu Süleymaniye’deki Penjwen koridorundan Halepçe çevresine genişliyorlar.
– Buna Süleymaniye (Soran) bölgesinde Germiyan, Keler ve Khor Mor’u dahil edin.
– Kerkük ve Kifri-Tuzhurmatu gibi bazı Kerkük ilçelerini dahil edin.
– Mahmur ve Sincar’ı zaten biliyorsunuz.
– Yoğunlaştıkları Kandil ve Asos dağlarını da.
– İran’ın Irak’ta kendisine tehdit üreten silahlı Kürt yapılara bugüne kadar Irak sahasında yaklaşık 200 saldırı düzenlediğini bu denkleme ekleyin.
– İran özel unsurlarının Irak Kürt bölgesine sızarak, İran’da çatıştığı PKK’ya operasyon yaptığına dair söylentiler var.
– PKK’nın siyasi-silahlı ve sosyolojik arayışı sadece Suriye ile sınırlı değil. Asıl Irak. Bizim sınırımıza yakın dağlık alanlar üzerinden algıladığımız PKK, merkezi Irak, tartışmalı bölgeler ve IKYB (Soran ve Behdinan alanlarında); Sincar örneğinde olduğu gibi; statü, özerklik, siyasi, silahlı derinleşme ve kalıcılaşma peşinde.
“O zaman Irak sahasındaki bu hareketlilik gerçek bir tasfiyeye mi, yeniden konuşlanma mı, yoksa yeni bir jeopolitik safha hazırlığı mı?”
Peki bu temel Irak fotoğrafında şimdi siz, Türkiye’de TBMM’ye sunulan ve geçecek yasa ile bu koşullarda Irak’taki PKK’nın kendini tasfiye edeceğini ve silah bırakacağını düşünüyor musunuz?
///
İRAN
– PKK İran’da Hewreman-Kirmanşah ve İlam’a sarkmış durumda.
– PKK ile İran muhalifi diğer silahlı Kürt grupların istihbarat, eğitim, silah, teçhizat, algı, lojistik ve himaye imkânları artırıldı.
– İran muhalifi silahlı Kürt örgütlerinin İran içinde ve farklı ülkelerde eğitildiği biliniyor.
– Irak ve Suriye’deki bazı PKK unsurlarının İran’a sızdığı ve PJAK/YRK ile birleştiği görülüyor.
– Bölgedeki diğer Kürt eksenli oluşumlarla temas ve koordinasyonun arttığı görülüyor.
– ABD’nin Suriye’de eğittiği YPG/PKK’lılar Zagroslar’da İran PKK’sı PJAK-YRK’lıları eğitiyor.
– PKK’nın Zagroslar başta olmak üzere farklı bölgelerde yığınağını büyüttüğü görülüyor.
– Bunlara karşılık İran Devrim Muhafızlarının sınır bölgelerinde askeri yığınağını ve tahkimatını arttırdığı görülüyor.
– İran Devrim Muhafızları ile PKK arasındaki çatışmalar yaşandı.
– ABD ile İsrail’in İran’ın özellikle Batı bölgelerinde silahlı Kürt yapıların akış ve sızma hatlarının önündeki unsurlarına yönelik saldırıları görüldü.
– İran-ABD/İsrail savaşının yeni fazında İran’ın sınırları içinde kontrol, irade ve otoritesini sarsacak ve PKK dahil farklı etnik-mezhebi ve mezhep içi farklı yapıların faaliyetlerini etkileyecek derinde ve derin saldırılar yaşandı.
“İran cephesindeki bu jeopolitik hazırlıklar devam ederken silah bırakma beklentisi ne kadar gerçekçidir?”
Peki bu temel Iran fotoğrafında şimdi siz, Türkiye’de TBMM’ye sunulan ve geçecek yasa ile bu koşullarda İran’daki ve Irak’taki İran’a yönelik PKK’nın silah bırakacağını düşünebilir misiniz?
///
TÜRKİYE
Terör örgütü PKK’nın şu dönemde Türkiye’de elindeki silahı göstermesi, silahla eylem yapması; (maniple etmek isteyenler hariç) Türkiye’ye yönelik terör siyaset ve stratejisinin bir parçası değil.
Türkiye’nin taktik boyuttaki kazanımı bu.
Ama PKK’nın kazanımı ya da kazanım peşine düştüğü ölçek; siyasi, stratejik, algısal ve sosyolojik.
Onlar da şunlar:
– Silahlar sussun, kan akmasın umudunu silahlaştırma, bunu bir baskı ve maniple aracına dönüştürme,
– PKK türevlerinin sözde “Kök-Çerçeve Yasa” olarak tanımladıkları Anayasal ve yasal düzenlemelerin ilk adımını atma ve devamını getirme, Anayasayı ve yasaları bozma,
– Kürtçenin resmi dil olması, kırılmanın dil üzerinden gerçekleşmesi,
– Sözde demokratik konfederalizm-demokratik cumhuriyet adı altında Türkiye’nin üniter yapısını bozma,
– Sözde idari bölgelerle ilgili başlıklar; yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi, kayyum sistemini tartışmaya açma ve ortadan kaldırma çabası,
– Terör örgütüyle bağlantılı yapıların, teröristlerin ve teröristbaşı Apo’nun statüsüne ilişkin tartışma ve kazanım yaratma,
– Meşrulaşma, kendini otorite, Kürtlerin temsilcisi olarak kabul ettirme,
– Türkiye’deki siyasi hesapları ve pazarlıkları kullanma, kendine daha fazla alan açma, emellerine bunları kullanarak ulaşma,
– Teröristlere “af” sarmalı ile tartışma yaratma,
– Türkiye’yi gerçek, asıl, önemli ve jeopolitik gündeminden uzaklaştırma, dikkati başka yönlere çekme,
– Sosyolojik ve etnik kırılmayı tetikleme,
– Suriye’de devlet üniforması ve makamı kazanmış örgüt mensuplarının Türk devlet yetkilileriyle temasları ve sınır temasları üzerinden yeni paradokslar ve oldubittiler yaratma,
– Siyaset-STK-medya üzerinden PKK’nın açık ve kripto türevleriyle görünürlüğünü, etkisini arttırma,
– Türkiye’de devlet sistemini aşındırma, tartışmaya açma,
Peki bu temel Türkiye fotoğrafında şimdi siz, Türkiye’de TBMM’ye sunulan ve geçecek yasa ile bu koşullarda PKK’nın elindeki silahı Türkiye’ye göstereceğini ve bulduğu tarihi fırsatı geri tepeceğini düşünüyor musunuz?
//
Durum bundan sonra PKK’nın emellerinin de üstünde…
Eğer PKK bunları ya da bir kısmını elde etmeyi başarırsa iş burada kalmayacak.
Artık;
– Etnik, dini, mezhebi hatta meşrebi, aşiret kotalarıaa geçiş,
– Ayrı siyasi meşruiyet alanları oluşturma,
– Çoklu otorite merkezleri oluşturma,
– Bazı azınlıklara ekümenik inisiyatifler,
– Bölgesel güç odaklaşmaları,
– Bölgesel genişlemeler,
– Ve nihayet 4 parçalı sözde Kürdistan’ın birleştirilmesi konuşulmaya başlayacak.
//
Egemenlerin 100 sene önce başlattıkları Sykes-Picot’un yeni ve son derece kritik bir safhasıyla/operasyonuyla karşı karşıya kaldığımızın farkında mısınız?
//
Karşı karşıya bulunduğumuz tablo kısaca şudur:
PKK terör örgütünü kullanan küresel ve bölgesel ağlar; Mağrip’ten Maşrık’a, Anadolu’dan Kafkasya’ya ve Orta Asya’ya uzanan yeni bir dizayn/inşa süreci içindedir.
Temel hedefleri; PKK’nın dominant aktöre dönüştüğü, baskı, kaldıraç ve operasyon aracı olarak kullanıldığı, mümkün olursa PKK emelli yeni bir jeopolitik alan üretmektir.
Terörsüz Türkiye süreci içinde;
* Zamana oynamaları,
* PKK’yı himaye etmeleri,
* Eğitmeleri,
* Donatmaları,
* Yönetmeleri,
* Türkiye’nin baskısından uzak tutmaları,
bu nedenle dikkatle değerlendirilmelidir.
Hamas’ın 7 Ekim saldırısından sonra ABD ve İsrail’in yaşadığı jeopolitik kırılma ve bunu takip eden güç kullanarak bölgeyi yeniden inşa sürecinde PKK’nın yeri olmamalıdır.
Terörsüz Türkiye hedefi elbette kıymetlidir. Ancak jeopolitik ölçekte asıl hedef; yalnızca terör eylemlerinin durması değil, PKK’nın silahlı, siyasi, idari ve uluslararası bütün kapasitesinin ortadan kalktığı; terörün yeniden üretilemeyeceği bir Türkiye ve bölge güvenlik mimarisinin inşa edilmesidir. Bu nedenle gerçek başarı ölçüsü, terörün geçici olarak susması değil; PKK’nın ve bütün uzantılarının tarihe karışmasıdır.
PKK’sız bir Türkiye…
PKK’sız bir coğrafya…
Çünkü mesele yalnızca bugünün çatışmalarını bitirmek değil; yarının tehditlerini de doğmadan önlemektir.
Terör örgütleri yalnızca silahla değil; zaman, siyaset ve meşruiyet üzerinden de güç, alan ve etki devşirmek isterler.
Bu nedenle başarının ölçüsü yalnızca çatışmanın azalması değil; terör altyapısının, örgütsel kapasitesinin ve bütün uzantılarının tamamen ortadan kaldırılmasıdır.
Sadece PKK ile değil; PKK’nın ardındaki, onu kullanan ve yönlendiren güçlerle yürütülecek mücadele, müzakere ve iş birliğinin temel ekseni de bu olmalıdır.
Asıl ölçü; PKK terör örgütünün ve tüm uzantılarının tasfiye edildiği, terörün yeniden üretilemediği bir Türkiye ve bölge güvenlik mimarisinin inşa edilmesi; Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısının korunması ve milletimizin güvenliğinin kalıcı olarak sağlanmasıdır.
Bu; tarihi bir not…
Bu yazı yalnızca bugünü değil; yarını ve gelecek nesilleri de ilgilendirmektedir.
Tarih, yalnızca hangi kararların alındığını değil; bu kararların hangi jeopolitik ve siyasi gerçeklik içinde alındığını ve hangi sonuçlar doğurduğunu da kaydedecektir. Bu nedenle bugün verilen her karar, yalnızca bugünün güvenliğini ve siyasetini değil; gelecek nesillerin yaşayacağı Türkiye’nin güvenlik mimarisini de şekillendirecektir.
Herkes tarihte ve mahşerde kimin nerede ve nasıl durduğunu görsün, bilsin ve şahit olsun.
Saygılarımla.
Abdullah Ağar
6 Ağustos 2026
Subyekt.az