![]()
Qardaş Türkiyənin tanınmış təhlükəsizlik eksperti, imzası Azərbaycan oxucularına yaxşı tanış olan Abdullah Ağar yeni –“Hürmüz’den Devletin Omurgasına – Savaşın Yeni Fazı” adlı incələmə yazısı ilə çıxış edib.
Subyekt.az həmin yazının güncəlliyini və önəmini nəzərə alaraq, onu oxucularına təqdim edir:
Bizler Hürmüz Boğazına angaje olmuş, savaşı Hürmüz boğazı ve ürettiği yan etkiler üzerinden anlamlandırmaya çalışırken, savaşın jeopolitik tarafı gelişti ve evrildi.
Ateşkes müzakereleri başladığında, bunun savaşın sona erdiği anlamına gelmediğini, hatta “ateşkeslerin savaşın bir parçası olduğunu” söylemiştim.
Öyle de oldu. Savaş bir bahaneyle tekrar alevlendi.
Soru çok!
ABD’nin İran’a yönelik başlattığı yeni ve şiddetli saldırı dalgaları şimdi ne anlama geliyor?
İki aylık ateşkes neden bozuldu?
ABD’nin neden yalnızca Hürmüz bağlantılı hedefleri değil; Hazar Denizi yakınlarındaki Akkale Demiryolu’nu, Sistan-Belucistan’ın güneyini, Tahran çevresini ve İran’ın diğer farklı bölgelerini hedef alıyor?
Devrim Muhafızları Ordusu özel unsurlarını neden Kürt muhaliflere karşı konuşlandırıyor?
Devrim Muhafızları Ordusu PKK’nın İran ayağı PJAK ve YRK ile neden çatışmaya başladı? Hani proje rafa kalkmıştı.
Neden PKK, Asos Dağı üzerinden “Penjwen koridoruna” oradan Halepçe çevresine genişliyor?
Neden bir kısım PKK, İran sınırındaki Kandil’e kayıyor?
Neden PKK üzerinden Hewreman-Kirmanşah-İlam ve İran Kürt-Türk sahasına yönelen bir durum gelişiyor?
Neden ABD’nin Suriye’de eğittiği SDG/YPG/PKK’lılar şimdi zagroslar’da PKK’nın İran ayağı PJAK/YRK’yı eğitiyor?
Suriye’de Şam güçlerinin Haseke önlerinde el frenini çekmesiyle zaiyat vermeden silahlarını-gücünü-yapısal bütünlüğünü ve komuta yapısını koruyan (James Jeffrey’in rakamıyla) 100.000’lik YPG/PKK terör yapılanması şimdi nerede? Neye hazırlanıyor?
İran’ın kritik altyapısına yönelik ABD saldırıları; coğrafyadaki Güney Azerbaycan Türkleri başka 7 farklı Türk yapısını, Kürtleri, Beluçları, Ahvaz Araplarını ve diğer etnik-mezhebi fay hatlarını nasıl etkileyecek?
Arap dünyasının İran-ABD/İsrail savaşındaki tutumu çok değişti. Artık saldırılarda yer alıyorlar. Suudi Arabistan (İran’ın elindeli Bab-ül Mendep kartını elinde tutan) Husilere saldırdı. Bütün bu Arap denklemi ne anlama geliyor? Bu sahada nasıl sonuçlar üretebilir?
Lübnan Devleti’nin Hizbullah’a karşı İsrail’le yaptığı anlaşmanın yeni jeopolitik denklemdeki yeri nedir?
Trump’ın Hizbullah’ın etkisizleştirilmesiyle ilgili yeni Suriye yönetimi, Ahmet El Şara (Colani) hakkındaki sözlerinin anlamı ve derinliği nedir?
Bütün bunlar neyin ayak izleri?
Ortadoğu’da yaşananlar artık tek tek saldırılar ya da karşılıklı misillemeler üzerinden okunabilecek bir noktayı geride bıraktı. Birbiriyle bağlantılı gelişmeler, savaşın yeni bir faza evrildiğine işaret eden güçlü emareler üretiyor.
– Savaşın ağırlık merkezi, askeri ve sembolik hedeflerden; enerji tesisleri, demiryollarına, ulaştırma ağlarına, haberleşme sistemlerine, komuta-kontrol merkezlerine ve kritik devlet altyapısına kayıyor. Hedef artık belli ki yalnızca askeri ve ekonomik maliyet üretmek değil; devletin işleyiş ve direnme kapasitesini aşındırmak.
– Çatışmanın ekseni, vekil unsurların ötesine geçerek doğrudan devlet kapasitesini hedef almaya yöneliyor. Bu, yalnızca askeri değil; siyasi, idari, ekonomik ve toplumsal dayanıklılığı da sınayan yeni bir savaş biçimi.
– Tahran’ın sınır bölgelerine ve etnik fay hatlarına yönelik güvenlik refleksinin artması, rejimin artık yalnızca dış tehditlere değil, içeride oluşabilecek kırılmalara da hazırlık yaptığını düşündürüyor.
– Kürtler, Beluçlar, Araplar, Güney Azerbaycan Türkleri başta olmak üzere İran’daki Türk toplulukları ve diğer etnik-mezhebi fay hatlarının yeniden hareketlenmesi, çatışmanın askeri boyutunun ötesinde sosyolojik ve jeopolitik sonuçlar üretme potansiyeli taşıyor.
– İran’ın karar alma mekanizmaları içindeki görüş ayrılıkları, hizipleşmeler, güç ve karar mücadeleleri, kriz yönetimini daha kırılgan hâle getiriyor.
– Lojistik hatların, kara koridorlarının, demiryollarının ve ulaştırma ağlarının hedef hâline gelmesi, savaşın cephelerden çok sürdürülebilirlik ve ikmal kapasitesi üzerinden yürütüldüğünü gösteriyor.
– Körfez’den Doğu Akdeniz’e, Irak-Suriye hattından Kafkasya’ya uzanan geniş coğrafyada aktörlerin yeniden pozisyon alması, bölgesel güç dengesinin yeniden şekillendiğine işaret ediyor.
– Lübnan, Suriye, Irak ve Körfez’de ortaya çıkan yeni siyasi ve askeri denklemler, yalnızca İran’ın değil; bölgesel güvenlik mimarisinin de yeniden tasarlandığını düşündürüyor.
– Ve bu tablo, Türkiye açısından da yeni riskler, yeni sorumluluklar, yeni fırsatlar, yeni inisiyatif zorunlulukları üretiyor. Güney sınırlarımızdan Kafkasya’ya uzanan hatta yaşanacak her kırılma; güvenlikten enerjiye, göçten dış politikaya, dengede duruştan sorunun/savaşın bir parçası olmaya kadar pek çok alanda doğrudan etki üretme potansiyeli taşıyor.
Belki de en önemli faz değişimi şurada gerçekleşiyor:
Artık savaş, yalnızca taktik, operatif ve stratejik askerî hedefleri değil; devletlerin yaşama, yönetme, direnme ve kendini yeniden üretme kapasitesini hedef alıyor.
Başka bir ifadeyle, hedef artık sadece ordular değil; devletlerin bizzat kendisi.
Bu nedenle bugün yaşananları yalnızca İran’a yönelik saldırılar olarak değil, Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya’nın (Türkistan’ın) yeni jeopolitik mimarisini şekillendirecek uzun soluklu bir dönüşümün ayak sesleri olarak okumakta fayda var.
Türkiye bu tablonun neresinde? Önümüzdeki dönemde hangi riskler ve hangi olası inisiyatifler öne çıkıyor?
Hepsini, nedenleri ve muhtemel sonuçlarıyla bu yayında değerlendirdik.
https://x.com/abdullahagar2/status/2076729817072889993?s=46
Subyekt.az